Aile terapisinde psikanalitik yöntem

“Aile Terapisi” kavramını sorguladığım, hatta arayışa geçtiğim bir dönemde, İçgörü Psikoterapi Merkezi’nden Klinik Psikolog Erkan Kalem ile tanışma fırsatım oldu. Aile kavramı üzerine psikoterapi yöntemini konuştuk, yani hem konuştuk hem yazıştık. En kısa zamanda yüz yüze de tanışmak istediğim insanlar arasında yerini aldı Erkan Bey.

Derya Derinbay Taşdiken: Öncelikle psikanalitik yaklaşım nedir? Diğer yöntemlerden farkı nedir?

Klinik Psikolog Erkan Kalem: Psikanalitik yaklaşım, çatışmalarımızın hayatımızın erken dönemlerinde çevremizdeki anne, baba, kardeş gibi önemli kişilerle yaşanmış deneyimler sonucunda oluştuğu varsayımını benimser. Bu yaklaşıma göre, geçmiş deneyimler sonucu oluşmuş olan çatışmalar zihnimizin bilinçdışı kalan alanına yerleşirler ve yetişkin hayatımızda güncel ilişkilerimiz üzerinden yeniden yaşanırlar.  Psikanalitik yaklaşım diğer psikoterapi yaklaşımlarına göre geçmiş deneyimin ve bilinçdışı süreçlerin önemini daha çok ön plana çıkarır.

 

D.D.T: Neden psikanalitik yöntemi önerirsiniz?

E.K: Psikanalitik yaklaşım, yerleşmiş ve tekrarlayan sorunlarda özellikle etkilidir. Çünkü o sorunu, kişinin geçmiş deneyimlerinin tarihçesi çerçevesinde ele alır ve bilinç düzeyinde farkında olmadığı bilinçdışı kaynaklarını araştırır. Geçmiş bu güne nasıl taşınmaktadır; bugünkü ilişkilerimizde geçmişin hangi yönünü nasıl tekrarlamaktayız, bunu inceler. Derinlikli bir psikoterapi çalışması yapma imkanını sağlar.

 

D.D.T: Aile ilişkilerinde bir şeyler sekteye uğramaya başlamış, sesler yükseliyor ve sorunlar çözümsüz kalıyorsa, bu dertlerle gelen danışanlarınızla süreç nasıl başlıyor?

E.K: Psikanalitik yaklaşım, bugünümüzde eşlerimizle / ailelerimizle yaşamakta olduğumuz çatışmaları, ilişkisel sorunları, geçmişten gelen çatışmaların, ilişkisel sorunların bugün, burada rehabilite edebilmek amacıyla yeniden sahneye konduğu ilişki alanları olarak görür.  Bireysel psikanalitik psikoterapi çalışmasında, bireyin, eşiyle, ailesiyle, kendi kişisel geçmişinden gelen hangi çatışmaları, sorunları çözmeye çalıştığı araştırılır. Amaç, bireyin, bugününde hangi geçmiş meselelere çözüm aramakta olduğunu daha iyi görebilmesini sağlamaktır. Psikoterapist bireyle birlikte, “Bugün, bu ilişkide, acaba, geçmişten gelen hangi sorunları çözmeye çalışmakta olabilirsiniz?” veya “Yaşanmakta olan bu sorunlara sizin kişisel tarihçenizin ve çatışmalarınızın katkısı nedir, acaba?” sorularına cevap arar. Odaklanılan alan, kişinin içsel deneyimidir; öteki kişinin nasıl biri olduğu, ne yaptığı ikinci sırada yer alır. Çünkü öteki kişi, bizim sorunumuzun sahnelenmesine vesile olan kişi olarak görülür.

 

D.D.T: Psikanalitik yöntem, “Geçmiş bu güne nasıl taşınmaktadır; bugünkü ilişkilerimizde geçmişin hangi yönünü nasıl tekrarlamaktayız, bunu inceler.” Bize bir ya da iki örnekle de açıklayabilir misiniz?

E.K: “Geçmişi, güncel sahnede tekrarlamak” ya da “geçmişte yaşanmış sıkıntıları şimdiki hayatta çözümlemeye çalışmak” derken şunu kastediyorum: Çocukluğumuzda, ergenliğimizde annemizle, babamızla, kardeşlerimizle ailemiz içinde yaşadığımız çatışmaları, bugünkü hayatımızda kendi sevgilimizle, eşimizle veya çocuğumuzla yaşarız. Burada rehabilitatif, kendini iyileştirmeye çalışan bir ruhsal işleyiş söz konusudur. Bizim için bir zamanlar (çocukluğumuzda, ergenliğimizde) önemli olan ilişkilerde (annemizle, babamızla, kardeşimizle) yaşadıklarımızı, bugün tekrarlayarak o ilişkilerde yaşanmış olan travmatik deneyimleri onarmaya çalışırız. Örneğin, annesiyle sorunları/çatışmaları olan bir erkek bu sorunları karısıyla yeniden yaşar veya babasıyla sorunları/çatışmaları olan bir kadın, bu sorunları kocasıyla yeniden yaşar. Eğer kişi, bu tekrarın farkına varabilirse ve kişinin karısı veya kocası da bu noktada ona destek olabilirse, geçmiş tekrarlanırken rehabilite edilmiş de olur. Aksi halde, geçmiş tarihimizin meseleleri bugünkü hayatımızı doldurur.


D.D.T: Kadın/Erkek aynı eve girdiğinde, genelde sorumluluk, gelenekten gelen, erkeğin dışarıda, kadının evde çalıştığı bir modele bölünüyor. Oysa günümüz kadını bu değil, bu durumdan memnun da değil. Tüm sorumlulukların eşit olduğu bir düzen isterken kadın, erkek de, geldiği aile içindeki kadar rahat olamasa bile çok rahat. Hatta annesinin oğlu gibi, oysa karısının eşi.

E.K: Hepimiz, kadın, erkek, ataerkil bir sistem içinde yaşıyoruz. Ama aynı zamanda da, ataerkil sistemin dayattığı rollerin artık geçersiz kaldığı bir çağdaş hayatın da içindeyiz. Dolayısıyla, bugün kadın da erkek de geleneksel rol dağılımının dışına çıkmak durumunda. Aksi halde, zaten çağdaş hayatın getirdiği yorgunluklara bir de geleneksel rollerin ağırlığı eklenince ilişkiler aşırı yük taşır hale geliyor.

 

D.D.T: Çocuktan sonra, evliliğin boyutunun kötüye doğru gelişmesinin nedenleri nedir? Çiftler çocuğa hazır mı değildir?

Çocuktan sonra çiftlerin en büyük sorunu, cinsel yaşantılarına eskisi kadar zaman ayıramamaları, çünkü yorgunluk misliyle fazla, çocuğa karşı annenin farklı babanın farklı konuşması, eşle baş başa geçirilen vaktin daralması… vs

E.K: Çocukla birlikte kadın ve erkek sadece eş değil anne ve baba da olurlar aile içinde. Roller artar, rollere ayrılan zaman azalır. Aramıza yeni bir birey katılmıştır. Ve onun da tıpkı bizim gibi ihtiyaçları ve talepleri vardır. Dahası bunlar uzunca bir süre anne ve baba tarafından karşılanacaktır. Çocuk bir proje olarak görülürse, yüke dönüşür. Bizim zamanımızı elimizden alan bir yüke. Veya eşimizi elimizden alan bir rakibe.

Sanırım, kadın ve erkeğin ebeveyn olmaya yeterince hazırlıklı olmaması ve çocuktan sonra sanki halen hayatlarında yeni bir birey yokmuş gibi, eski alışkanlıklarını devam ettirme arzuları sorunlara yol açıyor.

 

D.D.T: Psikanalitik yaklaşımla aileye, ailedeki bu sorunlara baktığımızda çözüm yolunda neler söyleyebilirsiniz?

E.K: Psikanalitik yaklaşım, kendi çocuğumuzda kendi çocukluğumuzu gördüğümüzü ve kendi çocukluğumuzu yeniden yaşadığımızı düşünür. Çocuğumuzla ilgili sorunlarımız ve bunun eşimizle ilişkimize yansımaları yine kendi hikayemizle ilişkilidir son analizde. Çocuğumuzun bizim kendi çocukluğumuzla ilgili, kendi çocukluğumuzda annemizle, babamızla ilişkilerimizle ilgili nelere bilinçdışı bir şekilde bize tekrar yaşattığını araştırmak gerekli.

 

D.D.T: Çözüme ulaşmamış bir yığın sorunla o kadar çok aile; mutsuz, keyifsiz yaşantısına devam etmek zorunda kalıyor ki, birine danışmak için bunca birikime gerek var mı?

E.K: İnsan olmak çatışmaları durumlarla mücadele etmek demektir. İnsanın ruhsal yapısı çatışma halindeki içsel deneyimlerin birbiriyle uzlaştırılmasına dayanır. Dolayısıyla, psikoterapötik bir çalışma bize her zaman kendimizi daha iyi tanıma yönünde katkı sağlar. İllaki çözümsüz gözüken sorunların acılarını yaşar hale gelmeyi beklememiz gerekmiyor.

 

D.D.T: Neden bu kadar bekliyoruz?

E.K: Çünkü, bir yandan en son ana kadar elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz, bir yandan da kendimizi tanımaktan korkuyoruz, içimizden çıkacaklardan korkuyoruz.

 

D.D.T: Trafikte yolu birine sormaktansa, yolda kaybolmayı tercih eden erkeklerle dolu bir toplumda yaşıyoruz. Birine sorsak mı acaba?”sorusuna bile tahammülü olmayan böyle bir erkek modelini terapiye nasıl davet edebiliriz?

E.K: Sorunu, “Daha iyi bir hayat sürmek için ne yapabiliriz?” sorusu açısından ele almak gerekli, sanırım. Eşimize, durumun ilişkisel bir sorunu içerdiğini; söz konusu olanın bir hastalık olmadığını; daha iyi bir ilişki ve hayat için kendimizi tanıma çabası olduğunu vurgulamak önemli.

Psikoterapi çalışmasına çok direnen bir kişi, belki de, kendi çatışmalarının kapsamından korkuyordur. Eşimize, yaşamakta olabileceği korkuları akılda tutarak yaklaşmak, ve onunla empati ve anlayış temelinde iletişim kurmaya çalışmak gerekli. Öte yandan, belirli çatışmaların yoğun olarak yaşandığı bir ilişkide taraflardan biri psikoterapi çalışmasını ısrarla reddediyorsa, bizim kendimize ben bu ilişkide ne yapıyorum sorusunu sormamız gerekiyor. Eğer bizi hırpalayan, varlığımızı tanımayan veya varlığımıza saygı göstermeyen bir ilişki içindeysek, “Acaba, eşimiz üzerinden, hangi geçmiş deneyimlerimizi tekrar bugünümüzde sahneye koyuyoruz?” diye sormamızdır bizim sorumluluğumuz.

 

Derya’nın Sözü: Annemde eleştirdiğim onca şeyi şimdi kendim yapıyorum, bir kısmını törpüledim, benim hoşlanmadığım bir şeyden çocuğum, kocam neden hoşlansın ki? Geri kalan kısmına gözüm gibi bakıyorum, yani geçmişi, şu anki yaşantımda sürdürüyorum. Oysa bunu yapmak istemiyorum, kendime dışarıdan bakınca rahatsız durumu far edebilirken neden engel olamıyorum? Bilmiyorum. Belki de şimdiki zamanda onu tedavi etmeye çalışıyorum ama doğru bir yol izlemediğim kesin.

İnsan her gün bir şey öğreniyor, fark ediyor :) Ne güzel.



Yorum yapmak istermisin?

Adınız (zorunlu)